LÜBNAN’A YÖNELİK
YAPILAN TERÖR SALDIRILARI
Siyonist işgal rejiminin çağrı
cihazları, telsiz ve kablosuz cihazlar üzerinden Lübnan’a yönelik başlattığı
terör eylemleri, dün yapılan saldırılarla tamamen bir soykırıma dönüştü. Yüzlerce kişinin şehit olmasına ve
binlercesinin yaralanmasına sebep olan bu saldırılar dünyanın gördüğü en büyük
terör eylemlerinden bir tanesidir. Siyonist işgal rejiminin terör
saldırılarında şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil
şifalar diliyoruz.
Gazze’deki soykırımına göz yumulan işgalciler artık işgalin
boyutunu Lübnan’ın içine kadar genişletmektedir. İslam dünyasının utanç verici
sessizliğinden ötürü her geçen gün dozu artan bu saldırıların gittikçe
genişleyeceği ve acilen durdurulmazsa bütün bölgeyi ateşe vereceği ve sessiz
kalmanın bedelinin çok ağır olacağı bilinmelidir.
Güveni yok eden, sınır ve kural tanımayan bu terör çetesi
durdurulmazsa bugün Beyrut’ta patlayan bombalar yarın Kahire’de, Amman’da
patlayacaktır. İslam dünyasının göbeğinde yaşanan bu saldırılara karşı belli
aralıklarla kınama için toplanan İslam İş birliği Teşkilatı artık dünyada alay
konusu haline gelmiştir. Acilen ortak bir eylem planı dahilinde işgalcilere ve
finansörlerine karşı harekete geçilmelidir. İslam dünyasını kilitleyen askeri
üsler kapatılmalı, işgalci ve finansörlerine başta enerji olmak üzere her
alanda ambargo uygulanmalıdır.
CHP'NİN RAKI
MASASINDAN YAPTIĞI SİYASET
Son dönemde partimizi asılsız ithamlarla, yalan ve
iftiralarla hedef alan CHP, bu yolla siyasi çapsızlığının üzerini örtmeye
çalışırken bir yandan da izlediği tutarsız politikalarla dikkat çekiyor.
CHP’nin yeni Genel Başkanı Özgür Özel “tüm tuşlara basarak”
kendince siyaset yapıyor.
Ne bir çizgisi var ne de bir ilkesi. Özel, hedef kitle
olarak düşündükleri bir kısım muhafazakârın desteğini almak ile kendi tabanı
Kemalist, seküler kitlenin taleplerini karşılamak arasında git gel yapıyor.
Kemalist taban sıkıştırdığında “medreseler gerici
kurumlardır” şeklinde açıklama yapan CHP yöneticileri, muhafazakâr kesimi ikna
etmek için de cami açılışlarına koşturuyor.
Onlarca yıl “dini siyasete alet etmek” cümlesi üzerinden
dindarlara kan kusturan, ezanı, başörtüsünü, Kur’an kurslarını yasaklayan,
camileri ahıra dönüştüren CHP, “ezanın garantörü” olduğunu bile iddia edebildi.
CHP ve ezan kelimeleri bir cümlede geçiyorsa üçüncü kelime
“zulüm” kelimesidir, garanti kelimesi değildir. CHP Genel Başkanı ezanın
garantisi olduklarını söyleyince ezansız Türkiye hayalleri kuran bir kesim
tekrar homurdandı, aynı zat bu kez de onların gönlünü kazanmak için “CHP
iktidarında rakı 140 lira olacak” dedi.
Özel’in rakı vaadi, seküler mahalleyi mest etmeye yetti.
CHP trolü bazı gazeteciler “artık bariyer aşıldı,
muhafazakârlar rakı siyasetine karşı değil” derken rakıyı vatan sevgisi
seviyesine çıkarabilecek kadar sarhoş ve leş kokan yorumlar yaptı.
Allah’ın açık bir şekilde haram kıldığı, yuvaları dağıtan,
trafik kazaları ile ocakları söndüren kötülüklerin anası ve kadına yönelik
şiddetin en temel sebebi olan alkol ile ilgili indirim vaadi geleceğe ve nesle
yapılabilecek en büyük kötülüktür.
CHP’nin süfli siyaset ve emellerine ulaşmada muhafazakâr
kesimi manipüle ve ikna etmek için “dini söylemleri” bir dolgu malzemesi olarak
kullanması düpedüz dini istismardır.
HÜDAPAR olarak samimiyetsiz, ilkesiz, amaca ulaşmak için her
yolu mubah gören, aynı anda tüm tuşlara basan ve siyasetin seviyesini diplere
çeken bu anlayışı ve dili şiddetle kınıyoruz.
MÜLTECİ DÜŞMANLIĞI VE
IRKÇILIĞIN İSLAM TOPRAKLARINDA YERİ YOKTUR
Emperyalist güçlerin İslam coğrafyalarında başlattığı iç
savaşlar, işgaller ve sömürü politikaları, milyonlarca insanı mülteci durumuna
düşürmüştür. Ülkemizde bazı "siyasetçiler" bu mazlum insanları hedef
alan ırkçı ve faşizan söylemlerle kamuoyunu kışkırtmakta, bu durum ise
mültecilere yönelik suç işleme eğilimini artırmaktadır.
Son yüzyıla kadar yüzlerce ırkın, kültürün bir arada
kardeşçe yaşadığı bu topraklarda mültecilere karşı yapılan saldırılar utanç
vericidir. Zonguldak’ta bir maden ocağında fenalaşan Afgan işçinin hastaneye
götürülmeyip, yakılarak katledilmesi, ırkçılığın nasıl bir canavarlık haline
geldiğinin acı bir örneğidir. Hayvanları korumak için dahi seferberlik ilan
edilen bir zamanda insan canı sırf ırkından dolayı bu kadar değersiz
olmamalıdır.
Mültecilere yönelik saldırıların cezasız kalacağı algısı da
onlara yönelik hak ihlallerini ve saldırıları artırmaktadır. Mültecilere
yönelik kışkırtıcı, ırkçı ve faşizan söylemler sonucunda meydana gelen
saldırıların failleriyle birlikte kışkırtıcılar da en ağır şekilde
cezalandırılmalıdır. Bunun için gerekli düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki hepimiz Adem ve Havva’nın evlatları
olarak kardeşiz ve eşit haklara sahibiz. Farklı kavim ve milletlere mensup
olmamız Yüce Allah’ın ayetlerindendir. Hiçbir ırk, bir diğerinden üstün
değildir. Bu zulmün karşısında susmak, suça ortak olmaktır. Biz HÜDA PAR olarak
ırkçılığın, faşizmin ve nefretin karşısında durarak insanlık onurunu savunmaya
devam edeceğiz.
"KÜLTÜR
YOLU" FESTİVALLERİ
2021 yılından itibaren her yıl çeşitli illerde düzenlenen ve
2028 yılında 35 ilde yapılması planlanan sözde Kültür Yolu Etkinliklerinin
Türkiye’nin tarihi ve kültürel mirasını tanıtma ve kültürel turizmi canlandırma
hedeflerine çok uzak olduğu ortadadır.
"Kültür Yolu" etkinliklerinin kültürel mirası daha
derin bir şekilde ele almak yerine, yüzeysel bir turistik cazibe merkezine
dönüştürme çabasına girdiği görülmektedir. Özellikle ahlaki değerlere
saygısızlıkta isim yapmış kimi sözde sanatçıların sahne aldığı konserler ve
manevi değerlerimizle uyuşmayan yoz eğlenceler, kültürel etkinlik değil kültür
emperyalizminin en çarpıcı örnekleridir. Eğlence, müzik ve gösterilere ağırlık
verilmesiyle, kültür adı altında gösteriş, aşırı tüketim ve eğlence düşkünlüğü
özendirilerek toplumdaki ahlaki çöküntü süreci hızlandırılmaktadır.
Büyük bütçeler ayrılarak organize edilen bu etkinlikler
yerine toplumun öncelikli ve genel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak kamu
kaynaklarının israf edilmeden tasarruf tedbirlerine uygun harcanması büyük önem
arz etmektedir.
Gerek ülkemizde gerekse de dünyadaki insani krizler ve
özellikle Filistin/Gazze ile Lübnan’da sivil, kadın, çocuk katliamı gibi trajik
olaylar yaşanırken, büyük çaplı eğlence etkinliklerinin devam etmesi ahlak ve
vicdanla da bağdaşmamaktadır. Bu tür projelerin manevi değerlerimize uygun
olarak daha kapsayıcı ve sorumlu bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir.
VERGİ USUL KANUNUNDA
DEĞİŞİKLİK
Gelir İdaresi Başkanlığı, hem işletmelerin hem de
tüketicilerin 7 bin liranın üzerindeki mal veya hizmet alımlarında ödemelerin
banka veya aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılmasını zorunlu hale
getirmeyi planlıyor. Bu düzenleme, nihai tüketicileri de kapsayarak 7 bin
lirayı aşan ödemelerde elden ödeme yapılmasını yasaklayacak. Elden ödeme tespit
edilen tüketicilere, ödemenin yüzde 10'u kadar ceza kesilecek; bu ceza 5 bin
liradan az olamayacak.
Sağlam bir alt yapı ve denetim mekanizması oluşturulmadan bu
tür düzenlemelerle kayıt dışılık önlenemeyecektir. Vergi mükellefi olmayanları
da banka veya kredi kartı ile ödeme yapmaya mecbur eden bu düzenleme sadece
faiz lobilerini güçlendirecektir.
Kiraların asgari ücretle yarıştığı bir dönemden geçmekteyiz.
Vatandaşın hayatını idame ettirirken karşılaştığı en önemli sorunlardan biri
fahiş fiyat sorunudur. Ancak bu sorun görmezden geliniyor. İletişimden gıdaya,
giyimden eğitime birçok sektörde karşımıza çıkan fahiş fiyat sorunuyla etkili
bir şekilde mücadele edilmelidir.
Vergiler kamu harcamalarının finansman kaynağı olduğuna göre
ilk önce, yapılan kamu harcamalarına bakmak gerekir. Merkezi yönetim bütçesine
göre Ağustos ayı itibariyle 764 milyar TL faiz ödemesi yapılmış. Vatandaştan
alınan vergiler faiz ödemelerinde değil; eğitim, sağlık, alt yapı, emekli
maaşlarının iyileştirilmesi, gelir dağılımındaki adaletsizliklerin giderilmesi
için sosyal transfer harcamalarında kullanılmalıdır.
Bakanlık "Geçiş döneminde elbette bazı sıkıntılar ve yan etkiler var, ancak bunlar geçicidir. Dolayısıyla, tüm bunlar aslında bizim doğru yolda olduğumuzu gösteriyor" gibi açıklamalar yapıyor. Oysa ekonomideki sıkıntılar, yan etkinin çok ötesinde geçinememek gibi kalıcı ve ciddi sonuçlar getirmiştir.
GSM OPERATÖRLERİNİN FAHİŞ ZAM YARIŞI
Son günlerde GSM operatörlerinin özellikle taahhüt
yenilemeleri sırasında % 300–400’e varan artışlarla uyguladığı fahiş zamlar,
halkın tepkisini çekmektedir.
"Operatör Soygunu" etiketiyle sosyal medyada da
yoğun bir şekilde dile getirilen bu sorun, artık halkı canından bezdiren bir
yük haline geldi.
Zorunlu ihtiyaç haline gelen cep telefonu kullanımında
özellikle eski abonelere uygulanan zamlı tarifeler, yüksek enflasyon
oranlarının bile çok üstüne çıkıyor. Halkın geçim derdine düştüğü bu ortamda
GSM operatörlerinin başvurdukları aşırı zamların fahiş fiyat kapsamına girmesi,
yetkili mercilerin müdahale etmesini zorunlu kılıyor.
Yetkili merciler bu konuya karşı daha duyarlı olmalı ve halkın yaşadığı ekonomik sıkıntıları göz önünde bulundurarak fırsatçılığa karşı harekete geçmelidir. GSM operatörlerinin aşırı zamlarının denetlenmesi, sadece tüketici için değil, aynı zamanda ekonomik dengeler için de bir gereklilik arz etmektedir. Bu konuda acil müdahalede bulunularak düzenleyici önlemler alınmalı; rekabetin artırılması, şeffaflık ilkeleri çerçevesinde kullanıcıların korunması için gereken düzenlemeler yapılmalıdır.
BM’NİN FİLİSTİN KARARI
Filistin'in, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na ilk kez
sunduğu ve siyonist israil'in işgal altındaki topraklarda mevcudiyetini 12 ay
içinde sonlandırmasını talep eden karar tasarısı kabul edildi. 43 ülkenin
çekimser kaldığı oylamada ABD’nin başını çektiği 14 ülke ise ret oyu
kullandı.
Gazze’de 11 aydır devam eden soykırıma karşı caydırıcı bir
yaptırım uygulayamayan Birleşmiş Milletler, Genel Sekreter Antonio Guterres’in
de dediği gibi güncelliğini yitirmiş, 5 devletin mutlak veto yetkisiyle etkisiz
hale gelmiştir. Terör rejiminin finansörlerinin mutlak veto yetkisine sahip
olduğu bir kuruluşun işgali ve işgalcileri durdurması ham hayalden
ibarettir.
BM, mart ayında Güvenlik Konseyi’nden çıkan Gazze'de 'acil
ateşkes' kararını uygulamayan işgal rejimine karşı hangi adımı atabilmiştir?
Yıllardır yaşanan mücadeleye rağmen soykırıma uğrayan Filistin'in tam üyeliğini
destekleyen tasarı ancak mayıs ayında BM Genel Kurulu'nda kabul edilebilmiştir.
Karar Filistinlilere BM'ye tam üyelik vermemekte, Filistin Devleti'nin tam
üyeliğe uygun olduğunu onaylamaktadır. Güvenlik Konseyi’nde onaylanması halinde
ise terör rejiminin müttefiki ABD tarafından veto edilmesi muhtemeldir.
193 üyeli uluslararası bir kurum, veto hakkına sahip 5 üyeden herhangi birinin tek başına kilitlemesi nedeniyle tamamen etkisiz bir hale gelebilmektedir. BM’nin yapısı acilen revize edilerek Dünya 5’ten büyüktür anlayışı pratiğe geçirilmelidir.
